Haber: İrem KABATAŞ
Adalet Bakanı, "Kişiye yönelik bir düzenleme ya da iyileştirme söz konusu değil. Mevzuatımızda sürekli iyileştirmeler yapıyoruz. Örneğin, hasta hükümlüler cezaevinde ölmesin diyoruz. Bu, insan haklarına aykırı. Ancak bu düzenlemelerin genel af olarak yorumlanması doğru değil" ifadelerini kullandı.
İmralı'daki Koşullar ve DEM Parti'nin Talepleri
Adalet Bakanı, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz Bayramı için mesaj iletme talebine ilişkin olarak, "Eğer bir mektup gönderecekse, bu mesajın Newroz'un ruhuna uygun olması gerekir. Aksi takdirde çağrının bir anlamı kalmaz" dedi. Bu sözler, hükümetin Newroz'u ve onun taşıdığı anlamı denetim altında tutma çabasının bir parçası olarak değerlendirildi.
DEM Parti heyetinin İmralı'daki tecrit koşullarına ilişkin taleplerine yanıt veren Tunç, "İmralı'daki koşullarla ilgili iddialar dezenformasyondan ibarettir" diyerek tecridi inkar etti. Ancak insan hakları örgütleri ve hukukçular, yıllardır İmralı'da ağır bir tecrit rejiminin uygulandığını, Öcalan’a yönelik iletişim engelinin hukuksuz bir izolasyon anlamına geldiğini belirtiyor.
PKK'nin Silah Bırakma Süreci
Tunç, PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın "Silah bırakmamızın tek şartı, Abdullah Öcalan’ın gelip kongreyi toplaması" açıklamasına ilişkin, "İmralı'dan gelen çağrıda herhangi bir şart söz konusu değildir. Buradaki muhatap devlet değil, örgüttür. Şu anki odak noktamız, terör örgütünün kendini feshetmesi ve silahların bırakılmasıdır. Terörle mücadeleden vazgeçilmesi gibi bir durum söz konusu olamaz" ifadelerini kullandı. Ancak hükümetin bu tür söylemleri, çatışmanın çözümüne yönelik gerçekçi bir perspektif geliştirmekten ziyade mevcut güvenlikçi politikaları sürdürme niyetinin bir göstergesi olarak görülüyor.
Af Tartışmaları ve Kovid İzni
Bakan Tunç, genel af gündemine dair spekülasyonları da yanıtlayarak, "Gündemde bir af söz konusu değildir. Ancak 31 Temmuz 2023 öncesinde suç işlemiş ancak cezası kesinleşmemiş kişilerin, daha önceki düzenlemeden yararlanamadığına dair talepleri var. Bu kapsamda bir düzenleme yapabiliriz ancak bu bir af değildir" dedi. Fakat hükümetin bu tür düzenlemeleri kimin lehine yapacağı her zaman olduğu gibi tartışma konusu. Yoksullar ve politik tutsaklar için değil, iktidara yakın sermaye çevreleri ve suç ağlarına alan açan düzenlemeler olabileceği yönünde ciddi kuşkular bulunuyor.
Öcalan'ın Umut Hakkı ve Video Bağlantısı Tartışması
Tunç, Abdullah Öcalan’ın "Umut Hakkı"ndan yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin de açıklamalarda bulundu. "Umut hakkı şu an mevzuatta bulunmamaktadır. Ağırlaştırılmış müebbet cezası alan kişilerin koşullu salıverilme hakları yoktur" diyerek bu konudaki tartışmaları kapatmaya çalıştı. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin umut hakkı ile ilgili kararları, Öcalan’ın hukuki statüsü açısından ciddi bir uluslararası baskı yaratmaya devam ediyor.
Tunç, Öcalan’ın PKK'nin kongresine video bağlantısıyla katılmasına dair iddialara ise "Ceza infaz mevzuatımıza göre, hükümlüler mektup gönderebilir ve telefonla görüşebilir. Ancak video veya canlı bağlantı yapmaları hukuken mümkün değildir" diyerek kapıyı kapattı.
Tunç: “İmralı'daki Son Görüşmede Video Kaydı Alındı”
Sorular üzerine, DEM Parti İmralı heyetinin, PKK lideri Abdullah Öcalan'la İmralı Adası'ndaki cezaevinde yaptığı son görüşmede video ve fotoğraf çekildiğini açıklayan Tunç, "Fotoğraf da çekildi, video da alındı. Video tamamen devletin güvenliği ve istihbarat açısından çektiği bir video" dedi. Öcalan'ın kamuoyuna doğrudan seslenmesinin önündeki engeller devam ederken, devletin bu tür kayıtları yalnızca kendi denetimi altındaki mekanizmalarla sürdürmesi, tecrit rejiminin sürdüğünü gösteriyor.
Ekrem İmamoğlu'na Yönelik Dava Açıklamaları
Adalet Bakanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hakkında devam eden davalara ilişkin yaptığı açıklamalara da değindi. Tunç, "İmamoğlu'nun Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik sözleri çok çirkindir. Yargı tacizi olduğuna dair algı oluşturmaya çalışıyor. Hakkında devam eden davalar belli; Yüksek Seçim Kurulu üyelerine söylediği sözler, Ordu Valisi’ne yönelik ifadeleri ve diploma tartışmaları. Yargı, bağımsız olarak karar verecektir" dedi.
Ancak İmamoğlu hakkındaki yargı süreçleri, birçok hukukçu ve siyasetçi tarafından "siyasi mühendislik" olarak nitelendiriliyor. Türkiye’de muhalefetin önünü kesmek için yargının araçsallaştırıldığı eleştirileri giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Hükümetin, seçim sürecinde siyasi rakiplerini saf dışı bırakmak için yargıyı bir sopa olarak kullanıp kullanmadığı meselesi, önümüzdeki dönemde de tartışma konusu olmaya devam edecek.