Sinan Cantürk
Ankara ve İstanbul arasında kalan küçük bir il olan Bolu’dan sizlere ulaşıyorum. Malum olunduğu üzere Bolu birkaç yıldır ülke gündemine sıklıkla giriyor. Son olarak çok acı bir olayla gündem olduk.
Türkiye’de kış turizminin lokomotif gücü diyebileceği miz en az 60 yıllık geçmişi olan bir turizm tesisinin neredeyse hiçbir yangın önlemi almaması nedeniyle 80’e yakın insanımız hayatını kaybetti.
Kimsenin beklemediği ve evvelinde herkesin yardımcı olmak için sıraya girdiği tesisde çıkan yangın tüm oyunları bozdu. Gerisini basından takip edeceğiz nasılsa. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza rahmet ve yakınlarına sabır dileyerek yapılan bir riyakarlıkdan bahsetmek istiyorum.
Hayatını kaybedenler arasında olan bilinen dört emekçinin ne cenazesine katılım oldu, ne de ailelere baş sağlığı dilendi, yazdığım platformla birlikte bağımsız ve özgür habercilik yapan diğer gazete ve platformlar dışında. Umarım yaşadığım kent bir daha böyle bir acıyla ülke gündemine düşmez.
Kartalkaya yangınının ilk anından itibaren takipçisi olan gazeteci Ercüment Akdeniz’e ve esir tutulan tüm gazetecilere selam olsun. Ercüment Akdeniz daha evvel Bolu’ya genel başkan olarak gelmiş ve kendisiyle sohbet etmiştim. Sonrasında yerel seçimlerde Bolu Belediye Başkan adayı olan değerli arkadaşım Veli Saçılık ile birlikte son kitabı “Göç ve Belediyeler” ile göçmen emeğinin sömürüsünü Bolu Anka’da anlatmıştı. Bilindiği üzere yaşadığım kent göçmen ve yabacı düşmanlığı ile de bilinen bir kent. Burada sadece yabancı düşmanları yaşamıyor biz de varız dediğimiz güzel bir etkinlikti. Esir tutulan tüm yoldaşlarımızla birlikte bir an evvel aramıza katılacaktır.
Aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğum Bolu Halkevi’nin duvarında geçmişten günümüze özgürlük mücadelesinde kaybettiğimiz canlarımızın ayrımsız resimleri asılı. Aralarında hayata dönüş katliamında yitirdiğimiz Bolu’nun Göynük ilçesinden Nilüfer Alcan’ında resmi asılı. Arkasında “Sevgili babacığım ve anneciğim sizleri çok seviyorum, kızınız Nilüfer” yazan resim ve kolundaki saat iki yıl önce aramızdan ayrılan babası Türkay amca “bunu sen taşırsın” diyerek bana emanet etmişti. Katliamdan bu yana düzenli olarak ziyaret ettiğim aile kızımın ilk adının Nilüfer olduğunu öğrendiklerinde ona hazırladıkları çeyizini iki yıl önce Nilüfer Eylem kızımıza armağanımız olsun diyerek bize verdiler. Bu da yaşadığım kentin bilinmeyenleri arasında yerini aldı.
Yıllar önce yaşadığım kentte siyasi bir cinayet işlendi. Kenan Mak Öldürüldü. Yıllar sonra Ankara Gar katliamında Kenan Mak’ın abisi Mesut Mak’ın ismini duyunca tüylerim ürperdi.
O sırada Bolu Mudurnu ilçesinin tanınan eğitim emekçilerinden Niyazi Büyüksütçü hocamın da katledilmesinin ardından mezarı başında kaybettiğimiz tüm değerlerimizi andım. Bu yazıyı yazarken Ordu kırsalında hayatı çalınan ve her yıl mezarı başında andığımız Aykut Kaynar’ı da anarak yaşadığım kentin kısa ve yetersiz bir özetini yapmaya çalıştım.
Ve bu yıllar içinde bir şekilde ülke gündeminden farksız şekilde yaşamları ve yaşamlarının bir kısmı çalınan bazen komşumuz, bazen dostumuz, akrabamız olan ve bir arada yaşamı savunan tüm güzelliklerimizden sizlere selam iletiyorum.