Eren Ateş
Mahir ve yoldaşları, emperyalizme, faşizme ve halkı ezen düzene karşı mücadele ettiler. Onları öldürerek bu mücadelenin biteceğini sandılar. Yanıldılar! Bugün hâlâ adalet için, eşitlik için, özgürlük için direnen milyonlar var ve bu milyonlar, Mahir’in mirasını taşımaya devam ediyor.
Bugünün Türkiye’sinde Mahir Çayan Yaşasaydı…
Bugün, Mahir Çayan yaşasaydı ne görürdü? Kendi döneminden daha da pervasız bir sömürü düzenini… Hukukun, adaletin, insan haklarının yok edildiği bir ülkeyi… Özgür basının susturulduğu, gazetecilerin tutuklandığı, üniversitelerde bilimin değil biatın yüceltildiği, gençlerin geleceksiz bırakıldığı bir ülkeyi…
Bugün, Türkiye’de insan gibi yaşamak bir lüks hâline geldi. Halk en temel haklarını dahi savunamaz hâlde. Hayat pahalılığı almış başını gitmiş, işçi üç kuruşluk maaşa mahkûm, gençler yurt dışına kaçmanın yollarını arıyor. Peki, sorumlular kim? Ülkeyi yönetenler, halka ait olanı kendi mülkü gibi görenler, yoksulun ekmeğinden kesip saraylar yaptıranlar…
Ekonomik krizi halka yükleyenler, kendi servetlerine servet katarken bizden sabır istiyor. İnsanlar açken, çöplerden ekmek toplarken, yöneticiler lüks makam araçlarıyla, beş yıldızlı sofralarla, her türlü israfla yaşamaya devam ediyor. Bizi yoksulluğa, çaresizliğe sürükleyenler hâlâ televizyonlara çıkıp "her şey yolunda" masalları anlatıyor. Oysa ki, her şey yolunda değil! Halk aç, halk yorgun, halk çaresiz bırakıldı! Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? Umut çalındı! Gençlerin, işçilerin, emekçilerin geleceği ellerinden alındı.
Peki, Mahir Çayan yaşasaydı, bugüne baktığında ne yapardı?
Mahir susmazdı!
Mahir boyun eğmezdi!
Halkın sömürülmesine, emekçilerin ezilmesine, adaletsizliğe karşı yine direnir, yine mücadele ederdi!
Onun bıraktığı bayrağı taşıyan bizler de bugün buradayız, dimdik karşılarındayız!
Baskıya ve Zulme Karşı Direniş Sürüyor!
Bugün, Türkiye’de muhalefet etmek suç, gerçekleri söylemek suç, hakkını savunmak suç! Hakkını ararsan seni korumakla mükellef olan polisler emirler altında coplarla ve biber gazlarıyla seni şiddetle susturmaya çalışıyor, kadınlar yaşam haklarını savununca hedef gösteriliyor, öğrenciler özgür eğitim istediklerinde terörist ilân ediliyor. Bu ülkede hırsızlık serbest, yolsuzluk serbest, adam kayırma serbest ama eleştirmek yasak! Zulme boyun eğmeyen herkes ya hapse atılıyor ya da susturuluyor.
Ama susturamayacaklar! Bu düzenin sahipleri, halkı korkutabileceklerini sanıyorlar fakat korkmuyoruz! Çünkü, bizler, Mahir’in de dediği gibi, ölümden korkmadan, inandığımız değerler uğruna direnmeye devam edeceğiz! Onun mirasını taşıyan herkes, bu düzene karşı birleşmeye, örgütlenmeye, haklarını savunmaya devam edecek!
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, İbrahim Kaypakkaya, Ulaş Bardakçı, Mazlum Doğan ve daha niceleri… Hepsi, bu halkın onuru, bu mücadelenin yol göstericisi oldular. Onları anmak, sadece geçmişi hatırlamak değil, bugünü değiştirmeye cesaret etmektir.
Bugün, Mahir’i ve yoldaşlarını anmak, nostaljik bir ritüel değil, bir mücadele çağrısıdır! Onlar, bir gün bu ülkenin gerçekten halkın olacağına inandıkları için öldürüldüler. Biz de bu inancı taşıyoruz! Ve buradayız!
Birlikte güçlüyüz! Bu mücadeleyi, onların saltanatına mezar edene kadar sürdüreceğiz!
"Devrimciler için en kötü ölüm, inandığı değerlerden vazgeçmektir."
-Mahir Çayan
Karanlığa Boyun Eğmeyeceğiz!