YAZARLAR

Tümü

Direnenler Ölmedi Kızıldere Yaşıyor

(4 Gün, 21 Saat önce)
Kızıldere, yalnızca bir köy adı değil, insanlık onurunun en kanlı baskılara karşı nasıl dimdik durabileceğinin adıdır. 30 Mart 1972'de, bir avuç devrimci, darağaçlarının gölgesine karşı umudu kuşanarak, özgürlüğün türküsünü söylediler. Onlar, adaletin ve insanlığın şerefini koruyanlar olarak ölümün üzerine yürüdüler.

İrem Kabataş

 

O gün Mahir Çayan, "Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik" dedi. Bu, yalnızca bir meydan okuma değildi. Bu teslimiyetin reddi, boyun eğmeyenlerin manifestosuydu. Eylemcilerin direniş kararlılığını anlatan bu sözler, dönemin ruhunu ve devrimci kararlılığı yansıtıyor. Onların inancı, kurşun seslerini bile susturacak kadar gür çıktı. Bugün, Kızıldere’nin yankısı hâlâ bu topraklarda direnişin, onurun ve umudun sesi olarak çınlıyor.

 

Umut Etmek Direnmektir

 

1960’lar, Türkiye’nin sokaklarında yükselen bir sesin yıllarıydı. Fabrikalar, meydanlar ve amfiler özgürlüğün, eşitliğin haykırışlarıyla dolup taşıyordu. Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) Meclis’e taşıdığı işçi sınıfının sesi, gençliğin devrimci örgütü Dev-Genç’in cesaretiyle birleşti. 15-16 Haziran 1970’te işçilerin direnişi, sokakları ve meydanları adaletin alanına çevirdi.

 

Ancak egemenler, tıpkı bugün olduğu gibi halkın uyanışından korktu. 12 Mart 1971’de verilen askeri muhtıra, bu uyanışı ezmek için devreye sokuldu. Türkiye'deki burjuva iktidar, Amerikan emperyalizminin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor ve ülkenin zenginliklerini sermaye sahiplerine peşkeş çekiyordu. Cezaevleri doldu, işkenceler başladı, devrimci gençlik ya yeraltına çekildi ya da darağacına gönderildi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bu karanlık düzenin korkusuz haykırışları olarak idama mahkûm edildiler. Onları kurtarmak, Mahir Çayan ve yoldaşları için bir vicdan borcuydu.

 

 

 

Kızıldere’ye Giden Yol

 

Mahir Çayan ve arkadaşları, Deniz’leri kurtarmak için harekete geçti. Onlar için mücadele yalnızca bir eylem değil, insanlığa duyulan sorumluluğun ta kendisiydi. Onlar, emperyalizmin Türkiye üzerindeki tahakkümüne karşı halkın kurtuluşunu savunanlardı.  26 Mart 1972’de Ünye Radar Üssü’nden üç yabancı teknisyen kaçırıldı. Burası, ABD'nin Sovyetler Birliği'ne karşı istihbarat sağladığı bir üs olarak kullanılıyordu. Devlet, idam kararlarını geri çekmezse rehineler öldürülecekti.

 

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını durdurma amacıyla yapılan bu eylem, aynı zamanda emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı bir başkaldırının simgesi haline geldi. Onlar, bu eylemle dünyaya bir çağrı yapmak istiyordu: "Adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz."

 

Ve o çağrı, Kızıldere’ye kadar uzandı.

 

Kızıldere: Bir Sondan Sonsuzluğa

 

Tokat’ın küçük bir köyü olan Kızıldere, o gün tarihin tanığı oldu. Mahir ve yoldaşları, bu köyde bir evin duvarları arasında insanlığın onurunu savunuyordu. Devletin askerleri evi kuşattığında, içeride yalnızca on bir devrimci değil, insanlığın direniş ruhu vardı.

"Teslim olmayacağız!" diye haykırdılar.

Ve gerçekten de teslim olmadılar.

 

Zulmün Kurşunları

 

Devlet, Mahir ve arkadaşlarının teslim olmasını istedi. Ama onlar için teslimiyet, devrimci ahlaka ihanetti. Çatışma başladı. Ev, ağır silahlarla tarandı. Mahir Çayan, başından vuruldu. Mahir Çayan dışında Hüdai Arıkan, Sinan Kazım Özüdoğru, Ertan Saruhan, Sabahattin Kurt, Ömer Ayna, Saffet Alp, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy ve Cihan Alptekin de katledildi.

 

Rehinelerin ölümü, devlet güçlerinin ağır silah kullanımı sonucu gerçekleşmiş olsa da resmi söylem bu konuda farklı bir anlatı sunuyor, olayın bağımsız tanıkları ve araştırmalar devletin sorumluluğunu işaret ediyor. Ancak bu katliam, Amerikan güdümündeki devletin halk düşmanı karakterinin en çıplak haliyle ortaya çıkışıdır. Fakat Mahir ve yoldaşlarının cesareti, ne olursa olsun zulmün silahlarından daha güçlü bir yankı bıraktı.

 

Hafızayı Yaşatmak

 

1980 darbesinin ardından Kızıldere’nin anısı silinmek istendi. Kitaplar yasaklandı, türküler susturuldu. Ancak hafıza, zulmün duvarlarını aşmayı başardı. 1990’ların ikinci yarısından itibaren sol yayın organlarında Kızıldere anılarına dair makaleler, tanıklıklar yayınlanmaya başladı. 1992 ve 1997’de özel sayılar çıktı, 2000’de Burhan Dodanlı’nın "Kızıldere Katliamı" kitabı yayımlandı. Kızıldere’nin tanıkları, sessizlik duvarını yıkarak gerçeği anlatmaya devam etti.

 

Bugünün Türkiye’sinde Kızıldere

 

Bugün Türkiye, ekonomik kriz, siyasi baskı ve adaletsizlik kıskacında. Emekçiler yoksulluğa, kadınlar şiddete, gençler geleceksizliğe mahkûm edilmek isteniyor. Sermaye sahipleri daha da zenginleşirken, işçiler sefalet içinde yaşamaya mahkum ediliyor. Tıpkı o gün olduğu gibi, bugün de devlet emperyalist güçlerin çıkarlarını koruyor ve halkın taleplerini baskıyla susturmaya çalışıyor. Emekçilerin grevleri yasaklanıyor, öğrencilerin sesi polis şiddetiyle kesilmeye çalışılıyor, kadınlar mücadelelerinden dolayı cezalandırılıyor. Ancak Kızıldere’nin ruhu, hâlâ direnmenin ve umudu büyütmenin en güçlü çağrısıdır.

 

Kızıldere, yalnızca geçmişin bir hatırası değildir. O, bugün işçilerin grev çadırlarında, kadınların özgürlük yürüyüşlerinde, öğrencilerin boykotlarında yaşıyor. Onların mücadelesi, bu topraklarda özgürlük için verilen her kavganın ilhamı oldu ve olacak. Son dönemde Erdoğan diktasının solu sindirme çabalarına rağmen, Saraçhane’de bile onlarca insanın elinde Mahir’i görüyor olmak içimizde umudun hiç bitmediğini gösteriyor.

 

Her 30 Mart’ta Kızıldere şehitleri anılırken, bizler onlara bir söz veriyoruz.

“Unutmayacağız. Mücadeleye devam edeceğiz.”

Saraylar büyürken gecekondular yıkılıyor, sermaye palazlanırken işçiler sefaletle boğuşuyor. Tıpkı 1972’de olduğu gibi, bugün de düzenin sahipleri baskı ve korku ile halkı sindirmeye çalışıyor. Ama Mahir’in sesi, zamanın ve mekânın ötesinden haykırıyor:

“Teslim olmayacağız!”

 

Ve biz, o sesi duyuyoruz. Kızıldere’nin anısı, bu toprakların vicdanında yaşamaya devam ediyor. Emekçinin alnındaki terde, kadının isyanında, gençlerin özgürlük haykırışında, o ses yankılanıyor.

 

Kızıldere son değil, mücadele sürüyor!


İSTANBUL
EURO
40.8746
DOLAR
37.8559
ARŞİV