Devrim Deniz İnce
Futbola tutkuyla bağlı, kalecilikten başka bir şey düşünmeyen heyecanlı bir çocuktum. Ta ki bir düşüşle dizimde başlayan ödem, beni yıllar sürecek bir sağlık sürecinin içine çekene kadar. Bugüne kadar tam 43 kez ameliyat oldum. İki dizim de dondurulmuş durumda, biri 7 santimetre kısa. Günlük yaşamımı koltuk değneğiyle sürdürüyorum. Ama bu satırları yazan kişi asla “pes eden” biri olmadı.
Toplumun “yapamazsın, edemezsin”lerine karşı hep “Ben varım” dedim. Eğitimi dışarıdan tamamladım, siyasete ortaokulda adım attım, sokaklarda, derneklerde, projelerde hep “varım” demek için çalıştım. Çünkü engellilik bir eksiklik değil, toplumun içinde farklı bir şekilde var olma biçimi. Ve bu biçim ne yazık ki hep dışarıda bırakılmakla, yok sayılmakla karşı karşıya kalıyor.
2010 yılında yaşadığım cezaevi süreci bu yok sayılmanın zirvesiydi. Dizimde enfeksiyon riski taşıyan bir protez varken, üç ay boyunca tecritte kaldım. Hijyen yok, bakım yok, ulaşım yok. Lavaboya gitmek bile büyük bir riskti. Revir sadece antibiyotik yazıyor, şikayetlerime kulak veren yoktu. Cezaevi koşulları, bırakın engelsiz bir bireyi, bizim gibiler için tam bir işkenceye dönüşüyordu. O üç ayda, sadece bedenim değil, zihnim de başka bir farkındalığa geçti: “Benden daha zor durumda olan insanlar da var.”
Cezaevinden çıktıktan sonra önce Ereğli’de, sonra Konya’da engellilerle ilgili çalışmalar yürüttüm. Görme engelli bir dostumla CHP bünyesinde Engelliler Komisyonu’nu kurduk. 2014’te Tüm Engelliler Derneği’nin kurucuları arasında yer aldım. Ankara merkezli BESEM Tiyatro Merkezi’ni Ereğli’ye getirdik, sahneye çıktım, ses oldum.
Ama asıl kırılma Kuşadası’nda yaşandı. Burada imkanlarımız biraz daha fazlaydı. Katıldığım bir eğitim grubunda bir proje sundum: Engelli bireyleri sinemaya, yemeğe götürelim; ailelerini de sahile, müzelere, sanat merkezlerine… Sadece çocukları değil, o çocuklara bakan anneleri de bu hayata katalım.
Bir annenin söylediği şu söz hâlâ kulaklarımda:
“Ben şimdiye kadar ilk defa bu kadar yer gezdim, ilk defa bir sanat yeri gördüm, neredeyse ilk defa denizi gördüm.”
Ve bu söz, Kuşadası’nda yaşayan bir annenin ağzından çıktı. Denizi ilk defa gören bir anne…
Bu sözü duyduğumda, bir kez daha anladım ki görünmeyen hayatlar hep yanı başımızda. Sadece engelliler değil, onlara bakan anneler, babalar da görünmüyor bu toplumda. Biz engelliler olarak kimseye ayrıcalık istemiyoruz. Sadece “biz de varız” demek istiyoruz.
Toplumun dışına itilen her birey, aslında hepimizi eksiltiyor. Ve her görünür kılınan hayat, bu toplumu tamamlıyor…